Menü
Meâller
Elmalılı H.Yazır
1. Tenzih o Sübhana ki kulunu bir gece Mescid-i Haram´dan o havalisini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ´ya isrâ buyurdu ona âyetlerimizden gösterelim diye, hakıkat bu: odur o işiden gören
B.Bayraklı
1. Bir gece, kendisine âyetlerimizden/kâinatın işleyiş kanunlarından bir kısmını gösterelim diye kulunu Mescid-i Harâm’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya yürüten Allah, noksan sıfatlardan uzaktır. O, işitendir; görendir.
A.Bayındır
1. Bir kısım ayetlerini göstermek için kulunu bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketli kıldığı el-mescidü'l-aksâya[1*] /en uzak mescide çıkaran[2*] Allah, bütün eksikliklerden uzaktır[3*]. O, daima dinleyen ve görendir.[1*] İsra 17/60, Necm 53/13-18. el-mescidü'l-aksâ /en uzak mescid, yedinci kat semada olan ve sürekli ibadete açık olan el-Beyt’ül-Ma’mûr’dur (Tûr 52/4-5). Gelenekte Mescid-i Aksa’nın Kudüs’te olduğu kabul edilir. Halbuki Ömer (r.a) Kudüs’ü fethettiğinde orada böyle bir mescit yoktu. Bu sebeple Süleyman Mâbedi’nin molozlar altında kalan yerini temizleyip orada namaz kıldırmıştı (Nebi Bozkurt, Mescid-i Aksâ, DİA). Allah Teâlâ, bazı âyetlerini göstermek için bir gece, Mescid-i Haram’dan el-Mescid’ül-Aksâ’ya çıkardığı Muhammed aleyhisselama o âyetleri, yedinci kat göğün son noktasında, Sidret’ül-Müntehâ’nın yanında gösterdi. Oranın yakınında da Cennet vardır (Necm 53/18). Ona, el-Mescidü'l-Aksâ / en uzak mescit denmesinin sebebi bu olmalıdır. Orası ancak meleklerin ibadet yeri olabilir. Çünkü onlar da ibadetle yükümlüdürler (A’raf 7/206, Nahl 16/49-50, Zariyat 51/56). [2*] İsrâ (إسراء) kelimesi, “seriy (سرِي)” kökünden türemiş kabul edilerek ona “gece yürüyüşü” anlamı verilir. Bu kökten türemiş fiillerin geçtiği ayetlerde “gece (ليل)” kelimesi de olduğu için bu anlam uygun değildir. Taha 20/77, Şuarâ 26/52. âyetlerde “gece (ليل)” ifadesi açıkça geçmese de ilgili diğer ayetlerden dolayı onlarda da “gece (ليل)” kelimesi takdir edilir. İsrâ (إسراء) kelimesi, “her şeyin en yükseği” anlamına gelen “serâh (سَرَاة)”dan türemiştir (Müfredât, (سرى) mad). Kur’an’da isrâ kökünden gelen fiillerin tamamı, “en yükseğe çıkarma” anlamındadır. Necm suresindeki ayetler (Necm 53/13-18) “isrâ”nın, en yükseğe çıkarma anlamında olduğunun en açık delilleridir. Kelimenin geçtiği diğer beş ayetten ikisi, Lut aleyhisselama verilen şu emri içerir: “Gecenin bir bölümünde aileni isrâ et/ en yukarıya çıkar!” (Hud 11/81, Hicr 15/65). Tevrat’ta da yer alan “en yukarıya çıkar!” emri, gelecek azaptan kurtulmaları için Lut aleyhisselamın, ailesini dağa çıkarması emridir (Tekvin 19/17). Diğer üç ayette ise Musa aleyhisselama, “kullarımı en yukarıya (dağa) çıkar!” (Taha 20/77, Şuarâ 26/52, Duhan 44/23) emri vardır. Orası, Kızıldeniz’in kenarı ile Kahire arasında olan ve yüksekliği yer yer 2.000 metreyi geçen sıra dağlar olmalıdır (Suna Doğaner, Mısır, DİA). Çünkü o dağlar aşılmadan Kızıldeniz’e ulaşılamaz.[3*] Sözlükte eğmek /bükmek /çevirmek anlamındaki left ( لفت ) kökünden türeyen iltifât, bir şeyi yöneldiği taraftan başka bir tarafa çevirmek anlamına gelir. Terim olarak iltifat, üslupla ilgili edebî bir sanattır. Kullanıldığı yerlerde ifadeye tehdit ve korkutma, tenbih, kınama, silkeleme, uyarma ve hatırlatma, sebep gösterme, talebin önemini ifade etme gibi anlamlar katar. Dinleyicinin ilgi ve dikkatini canlı tutmayı sağlar. İltifat; kişide, tekillik-çoğullukta ve zamanda yapılabilir. Türkçede de benzer amaçlarla, konuşurken kişi değiştirme, tekil kişiyi çoğul zamirle ifade etme ve kipte değişiklik yapma vardır: ancak her dilin dinamikleri kendine özgü olduğu için bir dilden başka bir dile çeviri yapılırken aynı anlam inceliklerini yansıtmak her zaman mümkün olmaz. Bu yüzden mealimizde Kur’an’da geçen iltifat sanatlı söyleyişler, Türkçede daha iyi anlaşılması amacıyla yer yer lafzen değil, manen aktarılmıştır.  Dipnotlar »
C.Külünkoğlu
1. Yüceliğinde sınır olmayan O (Allah) ki kulu (Muhammed’)i bir gece, kendisine bazı ayetleri göstermek için Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götürdü. Muhakkak ki O, (evet) O, (her şeyi) hakkıyla işiten, (her şeyi) hakkıyla görendir.* “İsra” sözcüğü “geçmek, gitmek, geceleyin yürümek” anlamındaki "s-r-y" kökünden gelir ve “gece yürütmek” demektir.* “Ayetler” terimi, Kur’an’da tekil ve çoğul olarak çok sık kullanılan bir terimdir. Kur’an’daki sureleri oluşturan kelime ya da cümlelere ayet ismi verilse de burada kendisiyle bir başka şeyin varlığına ya da niteliklerine hükmedilen delil, açık alamet, simge, veri veya işaret anlamında kullanılmıştır. * “Aksa” sözcüğü, Kur’an’daki diğer örneklerde (Enfal 8/42, Meryem 19/22, Kasas 28/20, Yâsîn 36/20) olduğu gibi kenarında, uzak, dışında, öbür ucunda anlamlarına gelmektedir. Buna göre Mescid-i Aksa, Mekke Şehrinin dışında, uzağında, kenarında bir Mescid demektir.* Buradaki “Mescid-i Aksa” ifadesi Kudüs’teki mescidi işaret etmiş olamaz. Çünkü, bu ayet nazil olduğu zaman Kudüs’teki mescidin adı “Beytü’l-Makdis” ti. Yaklaşık 50 yıl sonra Abdülmelik b. Mervan Kudüs’ü fethedince mescidin ismini “Mescid-i Aksa” olarak değiştirmiştir.* Ayette bahsedilen göstergeler, mahiyetini ve detayını bizim bilmediğimiz özel delillerdir. İsra, Hz. Peygambere sanıldığı ve iddia edildiği gibi bedeniyle değil İsra 17/60. ayette de açıklandığı gibi rüyasında, ruhuyla yaptırılan bir yolculuktur.  Dipnotlar »
S.Ateş
1. Eksiklikten uzaktır O (Allah) ki gecenin bir vaktinde kulunu, âyetlerimizden bir bölümünü, kendisine göstermemiz için, Mescid-i Harâm’dan, çevresini bereketli kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya yürüttü. Gerçekten O, işitendir, görendir.
İngilizce Kelime Meali
سُبْحٰنَ=Exalted الَّذِىٓ=(is) the One Who أَسْرٰى=took بِعَبْدِهِۦ=His servant لَيْلاً=(by) night مِّنَ=from الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ=Al‑Masjid Al‑Haraam, إِلَى=to الْمَسْجِدِ الْأَقْصَا=Al‑Masjid Al‑Aqsa الَّذِى=which بٰرَكْنَا=We blessed حَوْلَهُۥ=its surroundings, لِنُرِيَهُۥ=that We may show him مِنْ=of ءَايٰتِنَآۚ=Our Signs. إِنَّهُۥ=Indeed He, هُوَ=He السَّمِيعُ=(is) the All‑Hearer, الْبَصِيرُ=the All‑Seer.
(17) İsrâ Sûresi Kelime Meâli
 ‎﴾ 1 ﴿‎   سُبْحَانَ=«zanlardan» aşkındır«subhãn»الَّذِي=olan أَسْرَىٰ=gece yola çıkarmış«sûrenin adıdır»بِعَبْدِهِ=«kulluk»hizmetkârını«abd»لَيْلًا=geceleyinمِنَ الْمَسْجِدِ=«secde yeri»Mescit′ten(*)«mescid»الْحَرَامِ=o Hürmetli(*)«haram»إِلَى الْمَسْجِدِ=«secde yeri»o Mescit′e(**)«mescid»الْأَقْصَى=En Uzak (**)الَّذِي=olduğumuz بَارَكْنَا=bizim bereketli kılmış«berekãt_mubãrek»حَوْلَهُ=çevresiniلِنُرِيَهُ=göstermemiz için kendisine مِنْ آيَاتِنَاۚ=açık işaretlerimizden«ãyet»bir kısmıإِنَّهُ=şu bir gerçek ki O′nun هُوَ=Kendisi السَّمِيعُ=‑asıl‑“İşiten”dir«semí»الْبَصِيرُ=‑asıl‑“Gören”dir«basîr»(*) orj MESCİDİLHARÃM(**) orj MESCİDİLAKSÃ
 ‎﴾ 2 ﴿‎   وَ=ve آتَيْنَا=Biz verdik مُوسَى=Mûsã′ya الْكِتَابَ=o «ilâhî» Metini«kitãb»وَ=ve جَعَلْنَاهُ=yaptık onu هُدًى=bir yol gösteriş«hüdã»لِبَنِي إِسْرَائِيلَ=İsrãîl oğulları içinأَلَّا تَتَّخِذُوا=tutmayın diye مِنْ دُونِي=Benim dışımda وَكِيلاًۖ=sırtı emniyetle dayayacak bir kimse«vekîl»
 ‎﴾ 3 ﴿‎   ذُرِّيَّةَ="soylarının devamı"«zurriyyãt»مَنْ=kimselerin حَمَلْنَا=taşıdığımız مَعَ=beraber نُوحٍۚ=Nûh′laإِنَّهُ=şu bir gerçek ki o كَانَ=idi عَبْدًا=bir «kulluk»hizmetkâr«abd»شَكُورًا=kıymet bilen«şekûr_şãkir»
 ‎﴾ 4 ﴿‎   وَ=ve قَضَيْنَا=bildirdik إِلَىٰ بَنِي إِسْرَائِيلَ=İsrãîl oğullarına فِي الْكِتَابِ=o «ilâhî» Metinde«kitãb»لَتُفْسِدُنَّ=kesinlikle "ortalığı karıştıran kötülükler"«fesãd»yapacaksınız فِي الْأَرْضِ=o topraklarda مَرَّتَيْنِ=iki kezوَ=ve لَتَعْلُنَّ=kesinlikle üste çıkacaksınız«ulüvv»عُلُوًّا=bir üste çıkışla«ulüvv»كَبِيرًا=büyük«kebîr»
 ‎﴾ 5 ﴿‎   فَ=sonra إِذَا=zaman جَاءَ=geldiği وَعْدُ=söz verilmişlerin«va′d»أُولَاهُمَا=ikisinden ilkiبَعَثْنَا=ortaya çıkardık«ba′s»عَلَيْكُمْ=üzerinizeعِبَادًا=«kulluk»hizmet«abd»edenleri لَنَا=bizeأُولِي=sahibi بَأْسٍ=kuvvet uygulayacak güç«be′s»شَدِيدٍ=şiddetliفَ=sonra da جَاسُوا=araştırdılar خِلَالَ=aralarına girip الدِّيَارِۚ=evlerinوَ=ve كَانَ=idi وَعْدًا=bir verilen söz«va′d»مَفْعُولًا=yapılacak olan
 ‎﴾ 6 ﴿‎   ثُمَّ=sonrasında رَدَدْنَا=verdik لَكُمُ=size الْكَرَّةَ=tekrarını عَلَيْهِمْ=onların üzerineوَ=ve أَمْدَدْنَاكُمْ=destekledik sizi بِأَمْوَالٍ=mallarla وَ=ve بَنِينَ=oğullarlaوَ=ve جَعَلْنَاكُمْ=kıldık sizde أَكْثَرَ=daha çok نَفِيرًا=savaşçıları
 ‎﴾ 7 ﴿‎   إِنْ=eğer أَحْسَنْتُمْ=güzel davranırsanız«ihsãn_muhsin»أَحْسَنْتُمْ=güzel davranmış olursunuz«ihsãn_muhsin»لِأَنْفُسِكُمْۖ=nefsiniz içinوَ=ve إِنْ=eğer أَسَأْتُمْ=fenalık«sú» ederseniz فَ=o zaman da لَهَاۚ=onun(o:nefis)içindirفَ=sonra إِذَا=zaman جَاءَ=geldiği وَعْدُ=söz verilmişlerin«va′d»الْآخِرَةِ=sonuncusuلِيَسُوءُوا=fenalaşsın«sú»diyedir وُجُوهَكُمْ=yüzlerinizوَ=ve لِيَدْخُلُوا=girsinler diyedir الْمَسْجِدَ=«secde yeri»mescide«mescid»كَمَا=gibi دَخَلُوهُ=girmeleri ona أَوَّلَ مَرَّةٍ=ilk kezوَ=ve لِيُتَبِّرُوا=mahvetsinler diyedir مَا=olduklarını عَلَوْا=ele geçirmiş تَتْبِيرًا=helak ederek
 ‎﴾ 8 ﴿‎   عَسَىٰ=belki رَبُّكُمْ="Efendi ve Sahib"iniz«rabb»أَنْ يَرْحَمَكُمْۚ=merhamet«rahmet»eder sizeوَ=ve إِنْ=eğer عُدْتُمْ=geri dönerseniz«eãde»عُدْنَاۘ=geri döneriz«eãde»وَ=ve جَعَلْنَا=yapmışızdır جَهَنَّمَ=Cehennem′i لِلْكَافِرِينَ=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelenler«küfr_kãfir»için حَصِيرًا=kuşatıcı
 ‎﴾ 9 ﴿‎   إِنَّ=şu bir gerçek ki هَٰذَا=bu الْقُرْآنَ=«Ayet Topluluğu»Kur'ân«kur′ãn»يَهْدِي=bir yol gösteriştir«hüdã»لِلَّتِي=olana هِيَ=kendisi أَقْوَمُ=en doğruوَ=ve يُبَشِّرُ=müjdeler الْمُؤْمِنِينَ=inanıp güvenenlere«mü′min»الَّذِينَ=olan يَعْمَلُونَ=yapmakta الصَّالِحَاتِ=düzgün işler«sãlih_sãlihãt»أَنَّ=olduğunu لَهُمْ=kendileri için أَجْرًا=bir bedel«ecr»كَبِيرًا=büyük
 ‎﴾ 10 ﴿‎   وَ=ve أَنَّ=olduğunu ki الَّذِينَ=kimselere لَا يُؤْمِنُونَ=inanıp güvenmeyen«îmãn»بِالْآخِرَةِ=Ahiret′eأَعْتَدْنَا=hazırlamışızdır لَهُمْ=kendilerine عَذَابًا=bir ceza«azãb»أَلِيمًا=üzüntü veren«elîm»
 ‎﴾ 11 ﴿‎   وَ=ve يَدْعُ=«çağrıda bulunma»dua etmektedir«duã»الْإِنْسَانُ=insan بِالشَّرِّ=o zarara ve kötülüğe«şerr»yönelikدُعَاءَهُ=«çağrıda bulunma»dua eder«duã»gibi ona بِالْخَيْرِۖ=fayda ve iyiliğe«hayr»yönelikوَ=ve كَانَ=olandır الْإِنْسَانُ=insan عَجُولًا=çok aceleci
 ‎﴾ 12 ﴿‎   وَ=ve جَعَلْنَا=Biz yaptık اللَّيْلَ=gece وَ=ve النَّهَارَ=gündüzü آيَتَيْنِۖ=iki açık işaret«ãyet»فَ=sonra da مَحَوْنَا=sildik آيَةَ=«açık işaret»ayetini«ãyet»اللَّيْلِ=geceninوَ=ve جَعَلْنَا=yaptık آيَةَ=«açık işaret»ayetini«ãyet»النَّهَارِ=gündüzün مُبْصِرَةً=aydınlatıcıلِتَبْتَغُوا=arayışında olmanız için فَضْلًا=lütfunun«fadl»مِنْ رَبِّكُمْ="Efendi ve Sahib"inizin«rabb»وَ=ve لِتَعْلَمُوا=bilmeniz için عَدَدَ=adedini السِّنِينَ=yılların وَ=ve الْحِسَابَۚ=o hesabıوَ=ve كُلَّ شَيْءٍ=her şeyi فَصَّلْنَاهُ=açıkladık تَفْصِيلًا=ayrı ayrı
 ‎﴾ 13 ﴿‎   وَ=ve كُلَّ=her إِنْسَانٍ=insanın أَلْزَمْنَاهُ=bağladık kendisine طَائِرَهُ=«kuşunu»başına gelecekleri(*) فِي عُنُقِهِۖ=boynundanوَ=ve نُخْرِجُ=ortaya çıkarırız«ihrãc»لَهُ=onun için يَوْمَ=günü الْقِيَامَةِ=«ayağa kalkış»Kıyamet«kıyãmet»كِتَابًا=bir Yazılı Kayıt«ketb»يَلْقَاهُ=bulacağı مَنْشُورًا=açılmış olarak(*) Tãir kelimesi kuş anlamında olupo dönemde insanların kuş uçurarakbaşlarına geleceklerin falınabakmasından yola çıkan bir semboldür 
 ‎﴾ 14 ﴿‎   اِقْرَأْ=oku كِتَابَكَ=kendi Yazılı Kaydını«ketb»كَفَىٰ=yeter بِنَفْسِكَ=nefsin الْيَوْمَ=bugün عَلَيْكَ=sana حَسِيبًا=hesapçı olarak
 ‎﴾ 15 ﴿‎   مَنِ=kim اهْتَدَىٰ=gösterilmiş yola girerse«hüdã»فَ=bu durumda إِنَّمَا=ancak ve sadece يَهْتَدِي=gösterilmiş yola girecektir«hüdã»لِنَفْسِهِۖ=kendisi için وَ=ve مَنْ=kim ضَلَّ=yolunu saşırmışsa«dalãl»فَ=bu durumda إِنَّمَا=ancak ve sadece يَضِلُّ=yolunu saşırmıştır«dalãl»عَلَيْهَاۚ=kendi aleyhineوَ=ve لَا تَزِرُ=yüklenmez«vizr»وَازِرَةٌ=bir yüklenen«vizr»وِزْرَ=yükünü«vizr»أُخْرَىٰۗ=başkasınınوَ=ve مَا كُنَّا=değiliz مُعَذِّبِينَ=cezalandırıcı«azãb»حَتَّىٰ=kadar نَبْعَثَ=çıkarıncaya«ba′s»رَسُولًا=bir Elçi«rasûl»
 ‎﴾ 16 ﴿‎   وَ=ise إِذَا=zaman أَرَدْنَا=istediğimiz أَنْ نُهْلِكَ=helak etmek قَرْيَةً=bir yerleşimi«karye»أَمَرْنَا=istenenleri söyleriz«emr»مُتْرَفِيهَا=oranın refaha erdirilmişlerindenفَ=sonra da فَسَقُوا=onlar yoldan çıkarlar«fısk_fãsık»فِيهَا=oradaفَ=böylece حَقَّ=gerçekleşmiş«hakk»olur عَلَيْهَا=oraya الْقَوْلُ=o söylenenفَ=bunun üzerine دَمَّرْنَاهَا=yerle bir ederiz orayı تَدْمِيرًا=tam bir yerle bir edişle
 ‎﴾ 17 ﴿‎   وَ=ve كَمْ=nice أَهْلَكْنَا=helak ettik مِنَ الْقُرُونِ=nesilleri«karîn»مِنْ بَعْدِ=sonrasından نُوحٍۗ=Nûh′unوَ=ve كَفَىٰ=yeterlidir بِرَبِّكَ="Efendi ve Sahib"in«rabb»بِذُنُوبِ=suçlarına«zenb»عِبَادِهِ=«kulluk»hizmet«abd»edenlerinin خَبِيرًا=haberi olan«habîr»olarak بَصِيرًا=gören«basîr»olarak
 ‎﴾ 18 ﴿‎   مَنْ=kim كَانَ=ise يُرِيدُ=istiyor الْعَاجِلَةَ=çarçabuk geçeniعَجَّلْنَا=çabuklaştırırız لَهُ=kendisine فِيهَا=orada مَا=neyi نَشَاءُ=dilersekلِمَنْ=kimseye نُرِيدُ=istediğimizثُمَّ=sonrasında جَعَلْنَا=yaparız لَهُ=onun için جَهَنَّمَ=Cehennemiيَصْلَاهَا=ateşe sokulur orada مَذْمُومًا=kınanmış olarak مَدْحُورًا=kovulmuş olarak
 ‎﴾ 19 ﴿‎   وَ=ve de مَنْ=kim أَرَادَ=isterse الْآخِرَةَ=Ahiret′iوَ=ve سَعَىٰ=çabalarsa لَهَا=orası için سَعْيَهَا=oraya gayretle وَ=halde هُوَ=kendisi مُؤْمِنُ=inanıp güvenmiş«mü′min»فَ=o zaman أُولَٰئِكَ=işte onlardır كَانَ=olan سَعْيُهُمْ=gayretlerinin مَشْكُورًا=kıymeti bilinir«şekûr_şãkir»
 ‎﴾ 20 ﴿‎   كُلًّا=hepsine نُمِدُّ=uzatırızهَٰؤُلَاءِ=onlara وَ=ve de هَٰؤُلَاءِ=onlaraمِنْ عَطَاءِ=hediyesinden رَبِّكَۚ="Efendi ve Sahib"inin«rabb»وَ=ve مَا كَانَ=değildir عَطَاءُ=hediyesi رَبِّكَ="Efendi ve Sahib"inin«rabb»مَحْظُورًا=kısıtlanmış
 ‎﴾ 21 ﴿‎   اُنْظُرْ=bak كَيْفَ=nasıl فَضَّلْنَا=üstte tuttuk«fadl»بَعْضَهُمْ=onların kimini عَلَىٰ بَعْضٍۚ=kimindenوَ=ve لَلْآخِرَةُ=kesinlikle Ahiret أَكْبَرُ=daha büyüktür دَرَجَاتٍ=derece olarakوَ=ve أَكْبَرُ=daha büyüktür تَفْضِيلًا=üstünlük olarak«fadl»
 ‎﴾ 22 ﴿‎   لَا تَجْعَلْ=edinme! مَعَ=beraber اللَّهِ=Allah′la إِلَٰهًا=bir ilâh آخَرَ=başkaفَ=bu durumda تَقْعُدَ=oturup kalırsın مَذْمُومًا=yerilmiş olarakمَخْذُولًا=yüzüstü bırakılmış olarak
 ‎﴾ 23 ﴿‎   وَ=ve قَضَىٰ=iletti رَبُّكَ="Efendi ve Sahib"in«rabb»أَلَّا تَعْبُدُوا=«kulluk»hizmetkârlık«abd»yapmamanızı إِلَّا=başkasına إِيَّاهُ=bir tek Kendisindenوَ=ve de بِالْوَالِدَيْنِ=‑vardır‑anaya babaya إِحْسَانًاۚ=güzel davranış«ihsãn_muhsin»إِمَّا=durumunda يَبْلُغَنَّ=ulaşması عِنْدَكَ=senin yanında الْكِبَرَ=ihtiyarlık çağına أَحَدُهُمَا=ikisinden birisiأَوْ=yahut كِلَاهُمَا=her ikisiفَ=bu halde لَا تَقُلْ=deme لَهُمَا=o ikisine أُفٍّ=Öf!وَلَا=ne de تَنْهَرْهُمَا=o ikisini azarlaوَ=ve قُلْ=söyle لَهُمَا=o ikisine قَوْلًا=bir söz كَرِيمًا=değerli«kerîm»
 ‎﴾ 24 ﴿‎   وَ=ve اخْفِضْ=indir لَهُمَا=o ikisine جَنَاحَ=kanadını الذُّلِّ=boyun eğikliği«zillet»مِنَ الرَّحْمَةِ=merhamet«rahmet» içindeوَ=ve قُلْ=de ki رَبِّ="Efendi ve Sahib"im!«rabb»ارْحَمْهُمَا=Sen merhamet«rahmet»et o ikisineكَمَا=gibi رَبَّيَانِي=yetiştirmeleri beni صَغِيرًا=küçükken
 ‎﴾ 25 ﴿‎   رَبُّكُمْ="Efendi ve Sahib"iniz«rabb»أَعْلَمُ=daha iyi(veya ”en iyi”)bilir بِمَا=şeyleri فِي نُفُوسِكُمْۚ=içlerinizdekiإِنْ=eğer تَكُونُوا=siz olursanız صَالِحِينَ=düzgün kimseler«sãlih_sãlihãt»فَ=bu durumda إِنَّهُ=şu bir gerçek ki O كَانَ=olandır لِلْأَوَّابِينَ=olumsuzluktan hemen dönüş yapanlar«tevbe_tevvãb» için غَفُورًا=günahları örtücü«ğafûr»
 ‎﴾ 26 ﴿‎   وَ=ve آتِ=ver ذَا=olana الْقُرْبَىٰ=yakınlığı حَقَّهُ=onun hakkını«hakk»وَ=ve الْمِسْكِينَ=zavallıya«miskîn»وَ=ve ابْنَ السَّبِيلِ=yolcuya(yolu«sebîl» devam edene)وَ=ve de لَا تُبَذِّرْ=saçıp savurma تَبْذِيرًا=savurarak
 ‎﴾ 27 ﴿‎   إِنَّ=şu bir gerçek ki الْمُبَذِّرِينَ=savurganlar كَانُوا=olurlar إِخْوَانَ=kardeşleri الشَّيَاطِينِۖ=şeytanlarınوَ=ve كَانَ=olandır الشَّيْطَانُ=şeytan لِرَبِّهِ=kendi "Efendi ve Sahib"ine«rabb»karşı كَفُورًا=çok görmezlikten gelmiş«küfr_kãfir»
 ‎﴾ 28 ﴿‎   وَ=ve إِمَّا=durumunda تُعْرِضَنَّ=aldırış etmemen«iğ′rãd»عَنْهُمُ=onlaraابْتِغَاءَ=arayışında olarak رَحْمَةٍ=bir merhametin«rahmet»مِنْ رَبِّكَ=senin "Efendi ve Sahib"inden«rabb»تَرْجُوهَا=umduğun kendisiniفَ=o zaman قُلْ=söyle لَهُمْ=onlara قَوْلًا=söz مَيْسُورًا=yumuşak
 ‎﴾ 29 ﴿‎   وَ=ve لَا تَجْعَلْ=yapma يَدَكَ=elini مَغْلُولَةً=bağlanmış إِلَىٰ عُنُقِكَ=boynunaوَلَا=ne de تَبْسُطْهَا=aç onu كُلَّ=tamamen الْبَسْطِ=açmaylaفَ=bu durumda تَقْعُدَ=kalırsın مَلُومًا=kınanmış مَحْسُورًا=pişman ve bitap
 ‎﴾ 30 ﴿‎   إِنَّ=şu bir gerçek ki رَبَّكَ="Efendi ve Sahib"in«rabb»يَبْسُطُ=genişletir الرِّزْقَ=faydalandırıldıkları «nimetleri» «rızk»لِمَنْ=kimse için يَشَاءُ=dilediğiوَ=veya يَقْدِرُۚ=kısıt(ölçü) koyar«kadîr_mikdãr»إِنَّهُ=şu bir gerçek ki O كَانَ=olandır بِعِبَادِهِ=«kulluk»hizmet«abd»edenlerinden خَبِيرًا=haberdar«habîr»بَصِيرًا=görür«basîr»
 ‎﴾ 31 ﴿‎   وَ=ve لَا تَقْتُلُوا=öldürmeyin أَوْلَادَكُمْ=çocuklarınızı خَشْيَةَ=çekinmekten«huşû»إِمْلَاقٍۖ=fakirliktenنَحْنُ=Biz نَرْزُقُهُمْ=«nimetlerden» faydalandırırız«rızk»onları وَ=ve de إِيَّاكُمْۚ=siziإِنَّ=şu bir gerçek ki قَتْلَهُمْ=öldürmek onları كَانَ=olmuştur خِطْئًا=bir hata«hatá»كَبِيرًا=«büyük»ağır
 ‎﴾ 32 ﴿‎   وَ=ve لَا تَقْرَبُوا=yaklaşmayın الزِّنَاۖ=zinayaإِنَّهُ=şu bir gerçek ki o كَانَ=olandır فَاحِشَةً=bir ahlaksızlık«fahşa»وَ=ve سَاءَ=ne fena«sú»سَبِيلًا=bir yoldur«sebîl»
 ‎﴾ 33 ﴿‎   وَ=ve لَا تَقْتُلُوا=öldürmeyin النَّفْسَ=canıالَّتِي=olduğu حَرَّمَ=yasak«haram»kılmış اللَّهُ=Allah′ınإِلَّا=olmadan بِالْحَقِّۗ=o Gerçek′le«hakk»uyumluوَ=ve مَنْ=kim قُتِلَ=öldürülürse مَظْلُومًا="haksızlık ve kötülük"le«zulm_zãlim»فَ=o zaman قَدْ=emin olun ki جَعَلْنَا=vermişizdir لِوَلِيِّهِ=onun "destek çıkan yakın"ına«velî_evliyã»سُلْطَانًا="dayanacak bir şey"«sultãn»فَ=bunun üzerine لَا يُسْرِفْ=o ölçüyü aşmasın«isrãf_müsrif»فِي الْقَتْلِۖ=öldürmedeإِنَّهُ=şu bir gerçek ki o كَانَ=olandır مَنْصُورًا=yardım edilmiş
 ‎﴾ 34 ﴿‎   وَ=ve لَا تَقْرَبُوا=yaklaşmayın مَالَ=malına الْيَتِيمِ=yetiminإِلَّا=olması dışında بِالَّتِي=olanla هِيَ=kendisi أَحْسَنُۚ=daha güzel«hasen»حَتَّىٰ=kadar يَبْلُغَ=erişinceye أَشُدَّهُۚ=erginlik çağınaوَ=ve أَوْفُوا=yerine getirin بِالْعَهْدِۖ=o Sözleşmeyi«ahd»إِنَّ=şu bir gerçek ki الْعَهْدَ=o Sözleşme«ahd»كَانَ=olandır مَسْئُولًا=sorulacak
 ‎﴾ 35 ﴿‎   وَ=ve أَوْفُوا=tam yapın الْكَيْلَ=ölçüyü إِذَا=zaman كِلْتُمْ=ölçtüğünüzوَ=ve زِنُوا=tartın بِالْقِسْطَاسِ=o terazi ile الْمُسْتَقِيمِۚ=dosdoğru«müstakîm»ذَٰلِكَ=işte bu خَيْرٌ=daha "faydalı ve iyi"dir«hayr»وَ=ve أَحْسَنُ=daha güzeldir«hasen»تَأْوِيلًا=”vardığı sonu甫te′vîl»olarak
 ‎﴾ 36 ﴿‎   وَ=ve لَا تَقْفُ=ardına düşme مَا=şeyinلَيْسَ=olmayan لَكَ=sende بِهِ=onunla ilgili عِلْمٌۚ=bir bilgi«ilm»إِنَّ=ki السَّمْعَ=kulak وَ=ve الْبَصَرَ=göz وَ=ve الْفُؤَادَ=gönülكُلُّ=hepsi أُولَٰئِكَ=işte onların كَانَ=olandır عَنْهُ=onun hakkında مَسْئُولًا=sorulacak
 ‎﴾ 37 ﴿‎   وَ=ve لَا تَمْشِ=yürüme فِي الْأَرْضِ=yeryüzünde مَرَحًاۖ=kabara kabaraإِنَّكَ=şu bir gerçek ki sen لَنْ تَخْرِقَ=asla yırtmayacaksın الْأَرْضَ=yeryüzünüوَ=ve لَنْ تَبْلُغَ=asla erişmeyeceksin الْجِبَالَ=dağlara طُولًا=uzunluk(veya"kudret") olarak
 ‎﴾ 38 ﴿‎   كُلُّ=hepsi ذَٰلِكَ=işte bunların كَانَ=olandır سَيِّئُهُ=fenalığı«seyyiãt»عِنْدَ=katında رَبِّكَ="Efendi ve Sahib"inin«rabb»مَكْرُوهًا=hoş görülmeyen şeylerdir
 ‎﴾ 39 ﴿‎   ذَٰلِكَ=işte bu مِمَّا=şeylerdendir أَوْحَىٰ=mesajla ilettiği«vahy»إِلَيْكَ=sana رَبُّكَ="Efendi ve Sahib"inin«rabb»مِنَ الْحِكْمَةِۗ=Hikmet′tenوَ=ve لَا تَجْعَلْ=edinme! مَعَ=beraber اللَّهِ=Allah′la إِلَٰهًا=ilâh آخَرَ=başkaفَ=bu durumda تُلْقَىٰ=atılırsın فِي جَهَنَّمَ=Cehennem′eمَلُومًا=kınanmış olarak مَدْحُورًا=uzaklaştırılmış olarak
 ‎﴾ 40 ﴿‎   أَ=mi? فَ=şu halde أَصْفَاكُمْ=seçti size رَبُّكُمْ="Efendi ve Sahib"iniz«rabb»بِالْبَنِينَ=oğullarıوَ=ve(mi?) اتَّخَذَ=Kendisi edindi مِنَ الْمَلَائِكَةِ=meleklerden إِنَاثًاۚ=kadınlarإِنَّكُمْ=şu bir gerçek ki siz لَتَقُولُونَ=kesinlikle söylüyorsunuz قَوْلًا=bir laf عَظِيمًا=muazzam«azîm»
 ‎﴾ 41 ﴿‎   وَ=ve لَقَدْ=emin olun ki صَرَّفْنَا=dönüp dönüp açıkladık فِي=içinde هَٰذَا=bu الْقُرْآنِ=«Ayet Topluluğu»Kur'ân′ın«kur′ãn»لِيَذَّكَّرُوا=düşünüp ders çıkarsınlar«tezekkür»diyeوَ=iken مَا يَزِيدُهُمْ=artırmıyor onlarda إِلَّا=başkasını نُفُورًا=nefretlerinden
 ‎﴾ 42 ﴿‎   قُلْ=de ki لَوْ=eğer كَانَ=olsaydı مَعَهُ=O′nunla beraber آلِهَةٌ=ilâhlarكَمَا=gibi يَقُولُونَ=dedikleriإِذًا=o zaman لَابْتَغَوْا=onlar arayışında olurlardı إِلَىٰ ذِي=sahibine الْعَرْشِ=«tahtın»saltanatın«arş»سَبِيلًا=bir yolun«sebîl»
 ‎﴾ 43 ﴿‎   سُبْحَانَهُ=«zanlardan» aşkındır«subhãn»وَ=ve تَعَالَىٰ=yücedir عَمَّا=olduklarından يَقُولُونَ=onların demekteعُلُوًّا=üste çıkmış«ulüvv»olandır كَبِيرًا=büyüktür«kebîr»
 ‎﴾ 44 ﴿‎   تُسَبِّحُ=«zanlardan» aşkınlığını dile getirir«tesbih»لَهُ=O′nun السَّمَاوَاتُ=gök السَّبْعُ=yediوَ=ve الْأَرْضُ=yeryüzü وَ=ve مَنْ=kimseler فِيهِنَّۚ=onların içindekiوَ=ve إِنْ=yoktur مِنْ=herhangi شَيْءٍ=bir şey إِلَّا=olmayan يُسَبِّحُ=«zanlardan» aşkınlığını dile getiriyor«tesbih»بِحَمْدِهِ=O′nu överek«hamd»وَلَٰكِنْ=ama لَا تَفْقَهُونَ=siz değerlendirip kavramazsınız«fıkh»تَسْبِيحَهُمْۗ=onların «zanlardan» aşkınlığını dile getirişlerini«tesbih»إِنَّهُ=şu bir gerçek ki O كَانَ=olandır حَلِيمًا=anlayışlı«halîm»غَفُورًا=günahları örtücü«ğafûr»
 ‎﴾ 45 ﴿‎   وَ=ve إِذَا=zaman قَرَأْتَ=okuduğun الْقُرْآنَ=«Ayet Topluluğu»o Kur'ân′ı«kur′ãn»جَعَلْنَا=çekeriz بَيْنَكَ=senin arana وَ=ile بَيْنَ الَّذِينَ=kimseler لَا يُؤْمِنُونَ=inanıp güvenmeyen«îmãn»بِالْآخِرَةِ=Ahiret′eحِجَابًا=bir perde مَسْتُورًا=gizli
 ‎﴾ 46 ﴿‎   وَ=ve جَعَلْنَا=yaparız عَلَىٰ=üzerine قُلُوبِهِمْ=kalplerinin أَكِنَّةً=bir örtü«meknun_ekinnet»أَنْ يَفْقَهُوهُ=değerlendirip kavramalarına«fıkh»karşı onuوَ=ve فِي=içinde آذَانِهِمْ=kulaklarının وَقْرًاۚ=bir ağırlıkوَ=ise إِذَا=zaman ذَكَرْتَ=andığın«zikr»رَبَّكَ="Efendi ve Sahib"inin«rabb»فِي الْقُرْآنِ=«Ayet Topluluğu»o Kur'ân′da«kur′ãn»وَحْدَهُ=tekliğiniوَلَّوْا=dönerler عَلَىٰ أَدْبَارِهِمْ=arkalarına«dubur»نُفُورًا=kaçarak
 ‎﴾ 47 ﴿‎   نَحْنُ=Biz أَعْلَمُ=daha iyi(veya ”en iyi”)biliyoruz بِمَا=neyi يَسْتَمِعُونَ=dinlediklerini بِهِ=onunlaإِذْ=iken يَسْتَمِعُونَ=dinliyor إِلَيْكَ=seniوَ=ve إِذْ=zaman هُمْ=onların نَجْوَىٰ=gizli konuştuklarıإِذْ=iken يَقُولُ=derler الظَّالِمُونَ="haksızlık ve kötülük" edenler«zulm_zãlim»إِنْ تَتَّبِعُونَ=siz uymuyorsunuz إِلَّا=başkasına رَجُلًا=bir adamdan مَسْحُورًا=aldatmacaya(veya ”sihire”) kapılmış
 ‎﴾ 48 ﴿‎   اُنْظُرْ=bak كَيْفَ=nasıl ضَرَبُوا=verdiler لَكَ=sana الْأَمْثَالَ=örneklerفَ=sonra da ضَلُّوا=yolu saşırdılar«dalãl»فَ=bu halde لَا يَسْتَطِيعُونَ=güç yetiremezler«istitãat»سَبِيلًا=bir yola«sebîl»
 ‎﴾ 49 ﴿‎   وَ=ve قَالُوا=dediler kiأَ=mı? إِذَا=zaman كُنَّا=olduğumuz عِظَامًا=kemikler وَ=ve رُفَاتًا=ufalanmış toprakأَ=miyiz? إِنَّا=ki biz لَمَبْعُوثُونَ=kesinlikle diriltilecek«ba′s»خَلْقًا=bir yaratılışla جَدِيدًا=yeni
 ‎﴾ 50 ﴿‎   قُلْ=de ki كُونُوا=ister olun حِجَارَةً=taşlar أَوْ=veya حَدِيدًا=demir
 ‎﴾ 51 ﴿‎   أَوْ=veya خَلْقًا=yaratılmış مِمَّا=şeyden يَكْبُرُ=daha da büyüyen(zor) فِي صُدُورِكُمْۚ=gönlünüzdeفَ=sonra da سَيَقُولُونَ=diyecekler ki مَنْ=kim يُعِيدُنَاۖ=ikinci kez yapacak«eãde»biziقُلِ=de ki الَّذِي=olandır فَطَرَكُمْ=sizi meydana getirmiş«fãtır_fıtrat»أَوَّلَ=ilk مَرَّةٍۚ=defaفَ=bunun üzerine سَيُنْغِضُونَ=alaylı alaylı sallayacaklar إِلَيْكَ=sana رُءُوسَهُمْ=başlarınıوَ=ve يَقُولُونَ=diyecekler ki مَتَىٰ=ne zamandır? هُوَۖ=oقُلْ=de ki عَسَىٰ=belki de أَنْ يَكُونَ=olandır قَرِيبًا=yakında«karîb»
 ‎﴾ 52 ﴿‎   يَوْمَ=gün يَدْعُوكُمْ=çağıracağı«duã»siziفَ=bunun üzerine تَسْتَجِيبُونَ=karşılık verirseniz بِحَمْدِهِ=överek«hamd»O′nuوَ=ve تَظُنُّونَ=zannedersiniz«zann»إِنْ لَبِثْتُمْ=kalmadığınızı إِلَّا=hariç قَلِيلًا=pek az
 ‎﴾ 53 ﴿‎   وَ=ve قُلْ=de ki لِعِبَادِي=«kulluk»hizmet«abd»edenlerimeيَقُولُوا=söylesinler الَّتِي=olanı هِيَ=kendisi أَحْسَنُۚ=en güzel«hasen»إِنَّ=şu bir gerçek ki الشَّيْطَانَ=şeytan يَنْزَغُ=girer بَيْنَهُمْۚ=aralarınaإِنَّ=şu bir gerçek ki الشَّيْطَانَ=şeytan كَانَ=olandır لِلْإِنْسَانِ=insan için عَدُوًّا=bir düşman مُبِينًا=apaçık«mübîn»
 ‎﴾ 54 ﴿‎   رَبُّكُمْ="Efendi ve Sahib"iniz«rabb»أَعْلَمُ=daha iyi(veya ”en iyi”)bilir بِكُمْۖ=siziإِنْ=eğer يَشَأْ=dilerse يَرْحَمْكُمْ=merhamet«rahmet»eder sizeأَوْ=ya da إِنْ=eğer يَشَأْ=dilerse يُعَذِّبْكُمْۚ=cezalandırır«azãb»siziوَ=ve مَا أَرْسَلْنَاكَ=Biz göndermedik seni عَلَيْهِمْ=onların üzerine وَكِيلاً=sırtı emniyetle dayayacak kimse«vekîl»olarak
 ‎﴾ 55 ﴿‎   وَ=ve رَبُّكَ="Efendi ve Sahib"in«rabb»أَعْلَمُ=daha iyi(veya ”en iyi”)bilir بِمَنْ=kimseleri فِي السَّمَاوَاتِ=göklerdeki وَ=ve الْأَرْضِۗ=yeryüzündekiوَ=ve لَقَدْ=emin olun ki فَضَّلْنَا=Biz üstte tuttuk«fadl»بَعْضَ=kimini النَّبِيِّينَ=Peygamberlerin«nebî»عَلَىٰ بَعْضٍۖ=kimindenوَ=ve de آتَيْنَا=verdik دَاوُودَ=Dãvûd′a زَبُورًا=yazma parçaları«zebûr»
 ‎﴾ 56 ﴿‎   قُلِ=de ki ادْعُوا=«çağrıda bulunma»dua edin«duã»الَّذِينَ=kimselere زَعَمْتُمْ=iddia ettiğiniz«zağm»مِنْ دُونِهِ=O′na değil deفَ=o zaman لَا=yoktur يَمْلِكُونَ=onların yetkisi«mãlik»كَشْفَ=gidermeye الضُّرِّ=o sıkıntı durumunu«darrã»عَنْكُمْ=sizdenوَلَا=ne de تَحْوِيلًا=değiştirmeye
 ‎﴾ 57 ﴿‎   أُولَٰئِكَ=işte onlar الَّذِينَ=kimselerdir يَدْعُونَ=«çağrıda bulunma»dua eden«duã»يَبْتَغُونَ=onlar arayışındadırlar إِلَىٰ رَبِّهِمُ="Efendi ve Sahib"lerine«rabb»الْوَسِيلَةَ=ulaşmanınأَيُّهُمْ=hangisiyse أَقْرَبُ=en yakınıوَ=ve يَرْجُونَ=umarlar رَحْمَتَهُ=O′nun merhametini«rahmet»وَ=ve يَخَافُونَ=korkarlar عَذَابَهُۚ=O′nun cezalandırmasından«azãb»إِنَّ=şu bir gerçek ki عَذَابَ=cezası«azãb»رَبِّكَ="Efendi ve Sahib"inin«rabb»كَانَ=olandır مَحْذُورًا=korkutucu
 ‎﴾ 58 ﴿‎   وَ=ve إِنْ=yoktur مِنْ قَرْيَةٍ=bir yerleşim«karye»إِلَّا=olmadığımız نَحْنُ=Bizim مُهْلِكُوهَا=yok edecek orayıقَبْلَ=önce يَوْمِ=gününden الْقِيَامَةِ=«ayağa kalkış»Kıyamet«kıyãmet»أَوْ=yahut مُعَذِّبُوهَا=cezalandıracağımız«azãb»orayı عَذَابًا=bir ceza«azãb»ile شَدِيدًاۚ=şiddetliذَٰلِكَ=işte bu كَانَ=olandır فِي الْكِتَابِ=o «ilâhî» Metinde«kitãb»مَسْطُورًا=sıralanmış«mestûr»
 ‎﴾ 59 ﴿‎   وَ=ve مَا مَنَعَنَا=alıkoymadı Bizi أَنْ نُرْسِلَ=göndermekten بِالْآيَاتِ=o açık işaretleri«ãyet»إِلَّا=dışında bir şey أَنْ كَذَّبَ=yalan sayıp durmaları«tekzîb»بِهَا=onları الْأَوَّلُونَۚ=evvelkilerinوَ=ve آتَيْنَا=verdik ثَمُودَ=Semûd′a النَّاقَةَ=o dişi deveyi مُبْصِرَةً=aşikar olarakفَ=fakat ظَلَمُوا="haksızlık ve kötülük"«zulm_zãlim»ettiler بِهَاۚ=onaوَ=ve مَا نُرْسِلُ=Biz göndermeyiz بِالْآيَاتِ=açık işaretleri«ãyet»إِلَّا=dışında تَخْوِيفًا=korkutmak
 ‎﴾ 60 ﴿‎   وَ=ve إِذْ=bir vakit قُلْنَا=demiştik لَكَ=sanaإِنَّ=ki رَبَّكَ="Efendi ve Sahib"in«rabb»أَحَاطَ=kuşatmıştır بِالنَّاسِۚ=insanlarıوَ=ve مَا جَعَلْنَا=Biz yapmadık الرُّؤْيَا=o rüyayı الَّتِي=olduğumuz أَرَيْنَاكَ=sana göstermişإِلَّا=başka bir şey فِتْنَةً=bir imtihandan«fitne»لِلنَّاسِ=insanlar içinوَ=ve الشَّجَرَةَ=o ağacı الْمَلْعُونَةَ=dışlanıp horlanmış«la′net»فِي الْقُرْآنِۚ=«Ayet Topluluğu»o Kur'ân′da«kur′ãn»وَ=ve نُخَوِّفُهُمْ=Biz korkutuyoruz onlarıفَ=fakat مَا يَزِيدُهُمْ=artırmıyor onlarda إِلَّا=başkasını طُغْيَانًا=azmışlıktan«tuğyãn_tağ′ût»كَبِيرًا=daha fazla
 ‎﴾ 61 ﴿‎   وَ=ve إِذْ=bir vakit قُلْنَا=demiştik ki لِلْمَلَائِكَةِ=meleklere اسْجُدُوا=yere yüz koyun«secde»لِآدَمَ=Âdem′e(veya”Âdem için”)فَ=bunun üzerine سَجَدُوا=yere yüz koydular«secde»إِلَّا=yalnız hariç إِبْلِيسَ=İblisقَالَ=dedi ki أَ=mıyım? أَسْجُدُ=yere yüz koyar«secde»لِمَنْ=kimseye(veya”kimse için”)خَلَقْتَ=yarattığın طِينًا=çamur şeklinde
 ‎﴾ 62 ﴿‎   قَالَ=dedi ki أَرَأَيْتَكَ=bir baksana!«deyim  gördün mü»هَٰذَا=şu الَّذِي=olduğuna كَرَّمْتَ=senin değerli yapmış«ikrãm»عَلَيَّ=bendenلَئِنْ=muhakkak ki eğer أَخَّرْتَنِ=sonraya bırakırsan beni إِلَىٰ=kadar يَوْمِ=gününe الْقِيَامَةِ=«ayağa kalkış»Kıyamet«kıyãmet»لَأَحْتَنِكَنَّ=kesinlikle hakimiyetime alacağım ذُرِّيَّتَهُ=onun "soyunun devamı"nı«zurriyyãt»إِلَّا=hariç قَلِيلًا=pek azı
 ‎﴾ 63 ﴿‎   قَالَ=O dedi ki اذْهَبْ=Git!فَ=bu halde مَنْ=kim تَبِعَكَ=katılırsa«ittebã»sana مِنْهُمْ=onlardanفَ=bu durumda إِنَّ=şu bir gerçek ki جَهَنَّمَ=Cehennem′dir جَزَاؤُكُمْ=sizin karşılığınız«cezã»جَزَاءً=bir karşılık«cezã»olarak مَوْفُورًا=eksiksiz
 ‎﴾ 64 ﴿‎   وَ=ve اسْتَفْزِزْ=yerinden oynat مَنِ=kimseleri اسْتَطَعْتَ=güç yetirdiğin«istitãat»مِنْهُمْ=onlardan بِصَوْتِكَ=sesinleوَ=ve أَجْلِبْ=sür(yürüt) عَلَيْهِمْ=onların üzerine بِخَيْلِكَ=atlılarını وَ=ve رَجِلِكَ=yayalarınıوَ=ve شَارِكْهُمْ=ortak«şerîk»ol onlara فِي الْأَمْوَالِ=mallarda وَ=ve الْأَوْلَادِ=evlatlardaوَعِدْهُمْۚ=söz ver«va′d» onlaraوَ=oysa مَا يَعِدُهُمُ=söz vermeyecektir«va′d» onlara الشَّيْطَانُ=şeytan إِلَّا=başka bir şeyi غُرُورًا=aldatmadan
 ‎﴾ 65 ﴿‎   إِنَّ=şu bir gerçek ki عِبَادِي=«kulluk»hizmet«abd»edenlerimin لَيْسَ=yoktur لَكَ=sana ait عَلَيْهِمْ=kendileri üzerinde سُلْطَانٌۚ="dayanacak bir şey"«sultãn»وَ=ve كَفَىٰ=yeter بِرَبِّكَ="Efendi ve Sahib"in«rabb»وَكِيلًا=sırtı emniyetle dayayacak kimse«vekîl»olarak
 ‎﴾ 66 ﴿‎   رَبُّكُمُ="Efendi ve Sahib"iniz«rabb»الَّذِي=olandır يُزْجِي=yürütmekte لَكُمُ=sizin için الْفُلْكَ=gemileri فِي الْبَحْرِ=denizdeلِتَبْتَغُوا=arayışta olmanız için مِنْ فَضْلِهِۚ=lütfundan«fadl»إِنَّهُ=şu bir gerçek ki O كَانَ=olandır بِكُمْ=size رَحِيمًا=merhametli«rahîm»
 ‎﴾ 67 ﴿‎   وَ=ve إِذَا=zaman مَسَّكُمُ=dokunduğu size الضُّرُّ=o sıkıntı durumu«darrã»فِي الْبَحْرِ=denizdeضَلَّ=kaybolup gider مَنْ=kimseler تَدْعُونَ=«çağrıda bulunma»dua ettiğiniz«duã»إِلَّا=başka إِيَّاهُۖ=O′ndanفَ=sonra da لَمَّا نَجَّاكُمْ=O kurtarınca sizi إِلَى=yanında الْبَرِّ=karanın أَعْرَضْتُمْۚ=aldırış etmezsiniz«iğ′rãd»وَ=ve كَانَ=olandır الْإِنْسَانُ=insan كَفُورًا=çok «ilâhi sözleri» görmezlikten gelir«küfr_kãfir»
 ‎﴾ 68 ﴿‎   أَ=misiniz? فَ=şu halde أَمِنْتُمْ=güvende أَنْ يَخْسِفَ=batırmasından بِكُمْ=sizi جَانِبَ=tarafında الْبَرِّ=karaأَوْ=yahut يُرْسِلَ=göndermesinden عَلَيْكُمْ=üzerinize حَاصِبًا=bir ′taş yağdıran fırtına′ثُمَّ=sonrasında لَا تَجِدُوا=bulmayacaksınız لَكُمْ=kendinize وَكِيلاًۙ=sırtı emniyetle dayayacak bir kimse«vekîl»
 ‎﴾ 69 ﴿‎   أَمْ=ya da أَ=misiniz? فَ=şu halde أَمِنْتُمْ=güvendeأَنْ يُعِيدَكُمْ=geri döndürmesinden«eãde»sizi فِيهِ=oraya تَارَةً أُخْرَىٰ=bir kez dahaفَ=sonra da يُرْسِلَ=salmasından عَلَيْكُمْ=üstünüze قَاصِفًا=bir fırtına مِنَ الرِّيحِ=kırıp geçirenفَ=böylece يُغْرِقَكُمْ=boğmasından siziبِمَا=karşılık كَفَرْتُمْۙ=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelmenize«küfr_kãfir»ثُمَّ=o zaman لَا تَجِدُوا=bulmayacaksınız لَكُمْ=kendinizeعَلَيْنَا=Bize karşı بِهِ=kendisinin تَبِيعًا=peşine takılacak«ittebã»birini
 ‎﴾ 70 ﴿‎   وَ=ve لَقَدْ=emin olun ki كَرَّمْنَا=Biz değer verdik«ikrãm»بَنِي آدَمَ=Âdem oğullarınaوَ=ve حَمَلْنَاهُمْ=taşıdık onları فِي الْبَرِّ=karada وَ=ve الْبَحْرِ=denizdeوَ=ve رَزَقْنَاهُمْ=«nimetlerden» faydalandırdık«rızk»onları مِنَ الطَّيِّبَاتِ=temiz«tayyib»وَ=ve فَضَّلْنَاهُمْ=üstte tuttuk«fadl»onları عَلَىٰ كَثِيرٍ=birçoğuna مِمَّنْ=kimselerden خَلَقْنَا=yarattığımız تَفْضِيلًا=tam bir üstünlükle«fadl»
 ‎﴾ 71 ﴿‎   يَوْمَ=bir gün نَدْعُوا=çağırdığımızda«duã»كُلَّ=her أُنَاسٍ=milleti بِإِمَامِهِمْۖ=önderiyleفَ=bunun üzerine مَنْ=kimlerin أُوتِيَ=verilirse كِتَابَهُ=Yazılı Kaydı«ketb»بِيَمِينِهِ=sağınaفَ=o zaman أُولَٰئِكَ=işte onlar يَقْرَءُونَ=okuyacaktır كِتَابَهُمْ=Yazılı Kayıtlarını«ketb»وَ=ve لَا يُظْلَمُونَ="haksızlık ve kötülük"«zulm_zãlim»edilmezler فَتِيلًا=tüy kadar
 ‎﴾ 72 ﴿‎   وَ=ve مَنْ=kimse كَانَ=olan فِي هَٰذِهِ=buranın kendisinde أَعْمَىٰ=körفَ=o zaman هُوَ=o فِي الْآخِرَةِ=Ahiret′te أَعْمَىٰ=kördürوَ=ve de أَضَلُّ=daha çok şaşırmış olanlardır«dalãl»سَبِيلًا=yolu«sebîl»
 ‎﴾ 73 ﴿‎   وَ=ve إِنْ=şu bir gerçek ki كَادُوا=neredeyse لَيَفْتِنُونَكَ=kesinlikle sıkıntıya sokacaklardı«fitne»seniعَنِ الَّذِي=olduğumuzdan أَوْحَيْنَا=Bizim mesajla iletmiş«vahy»إِلَيْكَ=sanaلِتَفْتَرِيَ=uydurman«ifterã»için عَلَيْنَا=hakkımızda غَيْرَهُۖ=ondan başkasınıوَ=ve إِذًا=işte o zaman لَاتَّخَذُوكَ=kesinlikle edinirlerdi seni خَلِيلًا=bir arkadaş
 ‎﴾ 74 ﴿‎   وَ=ve لَوْلَا=eğer olmasaydı أَنْ ثَبَّتْنَاكَ=sağlamlaştırmamız seniلَقَدْ=emin ol ki كِدْتَ=neredeyse تَرْكَنُ=yanaşacaktın إِلَيْهِمْ=onlara شَيْئًا=bir şey قَلِيلًا=az
 ‎﴾ 75 ﴿‎   إِذًا=o vakit لَأَذَقْنَاكَ=kesinlikle tattırırdık sana ضِعْفَ=kat kat الْحَيَاةِ=hayatı(nkini)وَ=ve ضِعْفَ=kat kat الْمَمَاتِ=ölümü(nkini)ثُمَّ=sonrasında لَا تَجِدُ=bulmayacaksın لَكَ=kendine عَلَيْنَا=Bize karşı نَصِيرًا=bir yardım eden«nasîr»
 ‎﴾ 76 ﴿‎   وَ=ve إِنْ=şu bir gerçek ki كَادُوا=neredeyse لَيَسْتَفِزُّونَكَ=iyice tedirgin edecekler seni مِنَ الْأَرْضِ=o topraklardaلِيُخْرِجُوكَ=dışarı çıkarmak«ihrãc»için مِنْهَاۖ=oradanوَ=ve إِذًا=o takdirde لَا يَلْبَثُونَ=kalmazlar خِلَافَكَ=senin ardından«halef»إِلَّا=hariç قَلِيلًا=pek az
 ‎﴾ 77 ﴿‎   سُنَّةَ=uygulanan usullerdir«sünnet»مَنْ=kimselere قَدْ=kesinlikle أَرْسَلْنَا=gönderdiğimiz قَبْلَكَ=senden önce مِنْ رُسُلِنَاۖ=Elçilerimizden«rasûl»وَ=ve لَا تَجِدُ=bulmayacaksın لِسُنَّتِنَا=uyguladığımız usuller«sünnet»için تَحْوِيلًا=bir değiştirme
 ‎﴾ 78 ﴿‎   أَقِمِ=gereğince yerine getir«ekãme»الصَّلَاةَ=«iyilik istemeyi»o namazı«salãt»لِدُلُوكِ=sarkmasından الشَّمْسِ=Güneş′in إِلَىٰ=kadar غَسَقِ=kararmasına اللَّيْلِ=geceninوَ=ve de قُرْآنَ=derlenmesine«kur′ãn»الْفَجْرِۖ=o Tanyerininإِنَّ=ki قُرْآنَ=derlenmesi«kur′ãn»الْفَجْرِ=Tanyerinin كَانَ=olandır مَشْهُودًا=tanık«şãhid» olunur
 ‎﴾ 79 ﴿‎   وَ=ve مِنَ=bir kısmında اللَّيْلِ=gecenin فَ=bunun üzerine تَهَجَّدْ=uyanık kal«teheccüd»بِهِ=onunla نَافِلَةً=bir ilave olarak لَكَ=sana aitعَسَىٰ=umulur ki أَنْ يَبْعَثَكَ=ortaya çıkarır«ba′s» sana رَبُّكَ="Efendi ve Sahib"in«rabb»مَقَامًا=bir yer مَحْمُودًا=övgüye değer«hamd»
 ‎﴾ 80 ﴿‎   وَ=ve قُلْ=de ki رَبِّ="Efendi ve Sahib"im!«rabb»أَدْخِلْنِي=içeri girdir beni مُدْخَلَ=bir içeri girişle صِدْقٍ=«ne olursa olsun» sadakatli«sıdk_sãdık»وَ=ve أَخْرِجْنِي=dışarı çıkar«ihrãc»beni مُخْرَجَ=bir dışarı çıkışla«ihrãc»صِدْقٍ=«ne olursa olsun» sadakatli«sıdk_sãdık»وَ=ve de اجْعَلْ لِي=ver bana مِنْ لَدُنْكَ=katından سُلْطَانًا="dayanacak bir şey"«sultãn»نَصِيرًا=yardım eden«nasîr»
 ‎﴾ 81 ﴿‎   وَ=ve قُلْ=de ki جَاءَ=geldi الْحَقُّ=‑asıl‑Gerçek«hakk»وَ=ve زَهَقَ=yokoldu الْبَاطِلُۚ=uyduruk ve asılsız«bãtıl»إِنَّ=(de)ki الْبَاطِلَ=uyduruk ve asılsız«bãtıl»كَانَ=olandır زَهُوقًا=yok olacak
 ‎﴾ 82 ﴿‎   وَ=ve نُنَزِّلُ=Biz indiriyoruz مِنَ الْقُرْآنِ=«Ayet Topluluğu»o Kur'ân′dan«kur′ãn»مَا=olanları هُوَ=kendisi شِفَاءٌ=bir şifa وَ=ve رَحْمَةٌ=bir merhamet«rahmet»لِلْمُؤْمِنِينَۙ=inanıp güvenenlere«mü′min»وَ=ve لَا يَزِيدُ=o artırmaz الظَّالِمِينَ="haksızlık ve kötülük" edenlerde«zulm_zãlim»إِلَّا=başkasını خَسَارًا=zarar edişten«hãsir_husrãn»
 ‎﴾ 83 ﴿‎   وَ=ve إِذَا=zaman أَنْعَمْنَا=nimet verdiğimiz عَلَى الْإِنْسَانِ=insanaأَعْرَضَ=aldırış etmez«iğ′rãd»وَ=ve نَأَىٰ=uzaklaşır بِجَانِبِهِۖ=kendi tarafınaوَ=ise إِذَا=zaman مَسَّهُ=ona dokunduğu الشَّرُّ=o zarar ve kötülük«şerr»كَانَ=olur يَئُوسًا=umutsuzluğa düşmüş
 ‎﴾ 84 ﴿‎   قُلْ=de ki كُلٌّ=herkes يَعْمَلُ=işler yapar عَلَىٰ=‑temeli‑üzerinde شَاكِلَتِهِ=kendi niyeti(veya"tarzı")فَ=fakat رَبُّكُمْ="Efendi ve Sahib"iniz«rabb»أَعْلَمُ=daha iyi(veya ”en iyi”)bilirبِمَنْ=kimseyi هُوَ=kendisi أَهْدَىٰ=daha iyi yol gösterilmiş«hüdã»سَبِيلًا=bir yola«sebîl»
 ‎﴾ 85 ﴿‎   وَ=ve يَسْأَلُونَكَ=sorarlar sana عَنِ=hakkında الرُّوحِۖ=«Ruh»"İlâhi Destek"«rûh»قُلِ=de ki الرُّوحُ=«Ruh»"İlâhi Destek"«rûh»مِنْ أَمْرِ=yapılmasını istediği şeyler«emr»içeridsindedir رَبِّي="Efendi ve Sahib"imin«rabb»وَ=ve مَا أُوتِيتُمْ=verilmemiştir size مِنَ الْعِلْمِ=o Bilgi′den«ilm»إِلَّا=dışında قَلِيلًا=pek az
 ‎﴾ 86 ﴿‎   وَ=ve لَئِنْ=muhakkak ki eğer شِئْنَا=Biz dilesekلَنَذْهَبَنَّ=kesinlikle gideririz بِالَّذِي=olduğumuzu أَوْحَيْنَا=Bizim mesajla iletmiş«vahy»إِلَيْكَ=sanaثُمَّ=sonrasında لَا تَجِدُ=bulmayacaksın لَكَ=kendine بِهِ=onunla ilgili عَلَيْنَا=Bize karşı وَكِيلاًۙ=sırtı emniyetle dayayacak bir kimse«vekîl»
 ‎﴾ 87 ﴿‎   إِلَّا=olması hariç رَحْمَةً=bir merhamet«rahmet»مِنْ رَبِّكَۚ="Efendi ve Sahib"inden«rabb»إِنَّ=şu bir gerçek ki فَضْلَهُ=O′nun lütfu«fadl»كَانَ=olandır عَلَيْكَ=senin üzerinde كَبِيرًا=büyük
 ‎﴾ 88 ﴿‎   قُلْ=de ki لَئِنِ=kesinlikle eğer اجْتَمَعَتِ=toplansalar الْإِنْسُ=insan وَ=ve الْجِنُّ=cinعَلَىٰ=üzere أَنْ يَأْتُوا=getirmek بِمِثْلِ=bir dengini هَٰذَا=bu الْقُرْآنِ=«Ayet Topluluğu»Kur'ân′ın«kur′ãn»لَا يَأْتُونَ=getirmeyeceklerdir بِمِثْلِهِ=onun denginiوَلَوْ=bile كَانَ=olsalar بَعْضُهُمْ=onlardan kimi لِبَعْضٍ=kimine ظَهِيرًا=arka
 ‎﴾ 89 ﴿‎   وَ=ve لَقَدْ=emin olun ki صَرَّفْنَا=dönüp dönüp açıkladık لِلنَّاسِ=insanlara فِي=içinde هَٰذَا=bu الْقُرْآنِ=«Ayet Topluluğu»Kur'ân′ın«kur′ãn»مِنْ كُلِّ=her çeşit مَثَلٍ=örneğiفَ=fakat أَبَىٰ=reddeder أَكْثَرُ=çoğu النَّاسِ=insanların إِلَّا=dışındakini كُفُورًا=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelme«küfr_kãfir»
 ‎﴾ 90 ﴿‎   وَ=ve قَالُوا=dediler ki لَنْ نُؤْمِنُ=asla inanıp güvenmeyiz«îmãn»لَكَ=sanaحَتَّىٰ=kadar تَفْجُرَ=fışkırtıncaya لَنَا=bize مِنَ الْأَرْضِ=yeryüzünden يَنْبُوعًا=bir menba
 ‎﴾ 91 ﴿‎   أَوْ=yahut تَكُونَ=olmalı لَكَ=sana ait جَنَّةٌ=bir bahçeمِنْ نَخِيلٍ=hurmalardan وَ=ve عِنَبٍ=üzümlerdenفَ=sonra da تُفَجِّرَ=fışkırtmalısın الْأَنْهَارَ=ırmaklar خِلَالَهَا=aralarından تَفْجِيرًا=foşurdayarak
 ‎﴾ 92 ﴿‎   أَوْ=yahut تُسْقِطَ=düşürmelisin السَّمَاءَ=göktenكَمَا=gibi زَعَمْتَ=iddia ettiğin«zağm»عَلَيْنَا=üzerimize كِسَفًا=parçalarأَوْ=yahut تَأْتِيَ=getirmelisin بِاللَّهِ=Allah′ı وَ=ve الْمَلَائِكَةِ=melekleri قَبِيلًا=karşımıza
 ‎﴾ 93 ﴿‎   أَوْ=yahut يَكُونَ=olmalı لَكَ=senin بَيْتٌ=bir evin مِنْ زُخْرُفٍ=altın madenindenأَوْ=ya da تَرْقَىٰ=çıkmalısın فِي السَّمَاءِ=göğeوَ=ve لَنْ نُؤْمِنُ=asla inanıp güvenmeyiz«îmãn»لِرُقِيِّكَ=çıkışınaحَتَّىٰ=kadar تُنَزِّلَ=indirinceye عَلَيْنَا=üzerimize كِتَابًا=bir «ilâhî» Metin«kitãb»نَقْرَؤُهُۗ=okuyacağımız kendisiniقُلْ=de ki سُبْحَانَ=«zanlardan» aşkındır«subhãn»رَبِّي="Efendi ve Sahib"im«rabb»هَلْ=mı? كُنْتُ=olanım إِلَّا=başkası بَشَرًا=bir insandan رَسُولًا=Elçi«rasûl»
 ‎﴾ 94 ﴿‎   وَ=ve مَا مَنَعَ=alıkoymamıştır النَّاسَ=insanları أَنْ يُؤْمِنُوا=inanıp güvenmekten«îmãn»إِذْ=zaman جَاءَهُمُ=kendilerine geldiği الْهُدَىٰ=o yol gösteriş«hüdã»إِلَّا=dışında bir şey أَنْ قَالُوا=demeleriأَ=mı? أَبَعَثَ=çıkardı«ba′s»اللَّهُ=Allah بَشَرًا=bir insanı رَسُولًا=Elçi«rasûl»olarak
 ‎﴾ 95 ﴿‎   قُلْ=de ki لَوْ=eğer كَانَ=olsaydı فِي الْأَرْضِ=yeryüzünde مَلَائِكَةٌ=meleklerيَمْشُونَ=dolaşan مُطْمَئِنِّينَ=sâkinler olarakلَنَزَّلْنَا=muhakkak indirirdik عَلَيْهِمْ=onlara مِنَ السَّمَاءِ=gökten مَلَكًا=bir meleği رَسُولًا=Elçi«rasûl»olarak 
 ‎﴾ 96 ﴿‎   قُلْ=de ki كَفَىٰ=yeter بِاللَّهِ=Allah شَهِيدًا=sağlam bir tanık«şehîd» olarakبَيْنِي=benim aramda وَ=ile بَيْنَكُمْۚ=sizinإِنَّهُ=(de)ki O كَانَ=olandır بِعِبَادِهِ=«kulluk»hizmet«abd»edenlerinden خَبِيرًا=haberdar«habîr»بَصِيرًا=görür«basîr»
 ‎﴾ 97 ﴿‎   وَ=ve مَنْ=kime يَهْدِ=yol gösterirse«hüdã»اللَّهُ=Allahفَ=o zaman هُوَ=odur الْمُهْتَدِۖ=gösterilmiş yola girmiş olan«hüdã»وَ=ve de مَنْ=kime يُضْلِلْ=yolunu saşırtırsa«dalãl»فَ=o zaman da لَنْ تَجِدَ=asla bulmayacaksın لَهُمْ=onlar için أَوْلِيَاءَ="destek çıkan yakın"lar«velî_evliyã»مِنْ دُونِهِۖ=O′nun dışındaوَ=ve نَحْشُرُهُمْ=toplarız«haşr»onları يَوْمَ=günü الْقِيَامَةِ=«ayağa kalkış»Kıyamet«kıyãmet»عَلَىٰ=üstünde وُجُوهِهِمْ=yüzlerininعُمْيًا=kör olarak وَ=ve بُكْمًا=dilsiz olarak وَ=ve صُمًّاۖ=sağır olarakمَأْوَاهُمْ=barınacakları yer«me′va»جَهَنَّمُۖ=Cehennem′dirكُلَّمَا=her ne zaman خَبَتْ=ateş dinse زِدْنَاهُمْ=artırırız onlarda سَعِيرًا=tutuşturulmuşu«saîr»
 ‎﴾ 98 ﴿‎   ذَٰلِكَ=işte budur جَزَاؤُهُمْ=karşılıkları«cezã»بِ=nedeniyle أَنَّهُمُ=olmaları كَفَرُوا=görmezlikten gelmiş«küfr_kãfir»بِآيَاتِنَا=«açık işaret»ayetlerimizi«ãyet»وَ=ve قَالُوا=dediler kiأَ=mı? إِذَا=zaman كُنَّا=olduğumuz عِظَامًا=kemikler وَ=ve رُفَاتًا=ufalanmış toprakأَ=mi? إِنَّا=ki biz لَمَبْعُوثُونَ=kesinlikle diriltileceğiz«ba′s»خَلْقًا=bir yaratılışla جَدِيدًا=yeni
 ‎﴾ 99 ﴿‎   أَ=mi? وَ=peki لَمْ يَرَوْا=görmedilerأَنَّ=olduğunu اللَّهَ=Allah′ın الَّذِي=olan خَلَقَ=yaratmış السَّمَاوَاتِ=gökleri وَ=ve الْأَرْضَ=yeryüzünüقَادِرٌ=güç yetirendir«kadîr_mikdãr»عَلَىٰ أَنْ يَخْلُقَ=yaratmağa مِثْلَهُمْ=kendilerinin denginiوَ=ve جَعَلَ=yapmıştır لَهُمْ=kendileri için أَجَلًا=bir vadeلَا=yoktur رَيْبَ=bir kuşku فِيهِ=kendisinde(veya "hakkında")فَ=fakat أَبَى=yapmazlar الظَّالِمُونَ="haksızlık ve kötülük" edenler«zulm_zãlim»إِلَّا=başkasını كُفُورًا=«ilâhi sözleri» görmezlikten gelmekten«küfr_kãfir»
 ‎﴾ 100 ﴿‎   قُلْ=de ki لَوْ=eğer أَنْتُمْ=siz تَمْلِكُونَ=hakim«mãlik»olsaydınızخَزَائِنَ=hazinelerine رَحْمَةِ=merhamet«rahmet»رَبِّي="Efendi ve Sahib"imin«rabb»إِذًا=o zaman لَأَمْسَكْتُمْ=kesinlikle tutardınız خَشْيَةَ=çekinmekten«huşû»الْإِنْفَاقِۚ=uğrunda sarf«infãk»etmektenوَ=ve كَانَ=gerçekten الْإِنْسَانُ=insan قَتُورًا=çok cimridir
 ‎﴾ 101 ﴿‎   وَ=ve لَقَدْ=emin olun ki آتَيْنَا=Biz vermiştik مُوسَىٰ=Mûsã′ya تِسْعَ=dokuz آيَاتٍ=ayet«ãyet»(veya ”açık işaret”) بَيِّنَاتٍۖ=açık delilli«beyyine»فَ=o halde اسْأَلْ=sor بَنِي إِسْرَائِيلَ=İsrãîl oğullarınaإِذْ=zaman جَاءَهُمْ=onlara geldiği فَ=bu halde قَالَ=demişti لَهُ=ona فِرْعَوْنُ=Firavunإِنِّي=ki ben لَأَظُنُّكَ=kesinlikle kanaat getirdim«zann»ki sen يَا=Ey! مُوسَىٰ=Mûsã مَسْحُورًا=aldatmacaya(veya ”sihire”) kapılmışsın
 ‎﴾ 102 ﴿‎   قَالَ=dedi ki لَقَدْ=eminim عَلِمْتَ=sen bildin مَا أَنْزَلَ=indirmediğini هَٰؤُلَاءِ=bunlarıإِلَّا=başkasının رَبُّ="Efendi ve Sahib"inden«rabb»السَّمَاوَاتِ=göklerin وَ=ve الْأَرْضِ=yeryüzününبَصَائِرَ=göstergeler«besãir»olarakوَ=ve إِنِّي=şu bir gerçek ki ben لَأَظُنُّكَ=kesinlikle kanaat getirdim«zann»ki sen يَا=Ey! فِرْعَوْنُ=Firavun مَثْبُورًا=mahvolmuşsun
 ‎﴾ 103 ﴿‎   فَ=bunun üzerine أَرَادَ=o istedi أَنْ يَسْتَفِزَّهُمْ=sürüp çıkarmak onları مِنَ الْأَرْضِ=o topraklardanفَ=fakat أَغْرَقْنَاهُ=boğduk onu وَ=ve مَنْ=kimseleri مَعَهُ=beraberindeki جَمِيعًا=topluca
 ‎﴾ 104 ﴿‎   وَ=ve قُلْنَا=dedik ki مِنْ بَعْدِهِ=onun ardından لِبَنِي إِسْرَائِيلَ=İsrãîl oğullarına اسْكُنُوا=oturun الْأَرْضَ=o topraklardaفَ=sonra إِذَا=zaman جَاءَ=geldiği وَعْدُ=verilen sözü«va′d»الْآخِرَةِ=Ahiret′inجِئْنَا=getireceğiz بِكُمْ=hepinizi لَفِيفًا=bir araya
 ‎﴾ 105 ﴿‎   وَ=ve بِالْحَقِّ=o Gerçek«hakk»ile أَنْزَلْنَاهُ=Biz indirdik onuوَ=ve بِالْحَقِّ=o Gerçek«hakk»ile نَزَلَۗ=o inmiştirوَ=ve مَا أَرْسَلْنَاكَ=göndermedik seni إِلَّا=olması dışında مُبَشِّرًا=müjdeleyici olarak وَ=ve نَذِيرًا=uyarıcı olarak
 ‎﴾ 106 ﴿‎   وَ=ve قُرْآنًا=bir Ayet Topluluğu«kur′ãn»halinde فَرَقْنَاهُ=parçalara ayırdık onuلِتَقْرَأَهُ=okuman için عَلَى النَّاسِ=insanlara عَلَىٰ مُكْثٍ=durup bekleyerekوَ=ve نَزَّلْنَاهُ=indirdik onu تَنْزِيلًا=birbiri ardınca
 ‎﴾ 107 ﴿‎   قُلْ=de ki آمِنُوا=siz inanıp güvenin«îmãn»بِهِ=ona أَوْ=veya لَا تُؤْمِنواۚ=inanıp güvenmeyin«îmãn»إِنَّ=şu bir gerçek ki الَّذِينَ=kimselere أُوتُوا=verilmiş الْعِلْمَ=o Bilgi«ilm»مِنْ قَبْلِهِ=daha önceإِذَا=zaman يُتْلَىٰ=sayıp döküldüğü«tilãvet»عَلَيْهِمْ=kendilerineيَخِرُّونَ=onlar çöktüler لِلْأَذْقَانِ=çeneleri üstüne سُجَّدًا=yere yüz koyarak«secde»
 ‎﴾ 108 ﴿‎   وَ=ve يَقُولُونَ=derler سُبْحَانَ=«zanlardan» aşkındır«subhãn»رَبِّنَا="Efendi ve Sahib"imiz«rabb»إِنْ=ki كَانَ=olandır وَعْدُ=söz verdiği«va′d»رَبِّنَا="Efendi ve Sahib"imizin«rabb»لَمَفْعُولًا=mutlaka yerine getirilecek
 ‎﴾ 109 ﴿‎   وَ=ve يَخِرُّونَ=çökerler لِلْأَذْقَانِ=çeneleri üstüne يَبْكُونَ=ağlayarakوَ=ve يَزِيدُهُمْ=artırır onlarda خُشُوعًا=çekinmeyi«huşû»
 ‎﴾ 110 ﴿‎   قُلِ=de ki ادْعُوا=«çağrıda bulunma»dua edin«duã»اللَّهَ=Allah′aأَوِ=veya ادْعُوا=«çağrıda bulunma»dua edin«duã»الرَّحْمَٰنَۖ=“Merhametin Kaynağı”na«rahmãn»أَيًّا=hangisiyse مَا=olduğunuz تَدْعُوا=«çağrıda bulunma»dua ediyor«duã»فَ=bu halde لَهُ=O′nundur الْأَسْمَاءُ=«isimler»vasıflar«ism_esmã»الْحُسْنَىٰۚ=en güzel«hasen»وَ=ve لَا تَجْهَرْ=açıkça duyurma بِصَلَاتِكَ=«iyilik istemek»namazında«salãt»وَلَا=ne de تُخَافِتْ=gizle بِهَا=onuوَ=ve ابْتَغِ=arayışında ol بَيْنَ=arasında ذَٰلِكَ=işte bunun سَبِيلًا=bir yolun«sebîl»
 ‎﴾ 111 ﴿‎   وَ=ve قُلِ=de ki الْحَمْدُ=‑asıl‑övgü«hamd»لِلَّهِ=Allah′adırالَّذِي=olandır لَمْ يَتَّخِذْ=edinmemiş وَلَدًا=bir çocukوَ=ve لَمْ يَكُنْ=olmayan لَهُ=kendisinin شَرِيكٌ=ortağı فِي الْمُلْكِ=o hükümranlıkta«mülk»وَ=ve لَمْ يَكُنْ=ihtiyacı bulunmayan لَهُ=kendisinin وَلِيٌّ=bir "destek çıkan yakın"a«velî_evliyã»مِنَ الذُّلِّۖ=boynunu eğerek«zillet»وَ=ve كَبِّرْهُ=yücelt«tekbîr»O′nu تَكْبِيرًا=tam bir yüceltme«tekbîr»ile
Âyet Metni : (İsrâ.1) (15. Cüz | 282. Sayfa)
Okunuşu :
1. sübḥâne-lleẕî esrâ bi`abdihî leylem mine-lmescidi-lḥarâmi ile-lmescidi-l'aḳṣe-lleẕî bâraknâ ḥavlehû linüriyehû min âyâtinâ. innehû hüve-ssemî`u-lbeṣîr.
(İsrâ.1) Grameri
سُبْحَٰنَ : Exalted ::: [İsim] [Eril] [e‑haline çekilmiş (mansûb)] Kök: س ب حالَّذِىٓ : (is) One Who ::: [Bağlama zamiri (ism‑i mevsûl)] [Eril tekil]أَسْرَىٰ : took ::: [Türemiş Fiil] [Geçmiş Zaman] [Şahıs:O/eril] [İf'âl Kalıbı] [فَـعَلَ=>أَفْعَلَ] Kök: س ر يبِعَبْدِهِ : with ::: [Edat] [i‑haline çeken öntakı (harf‑i cer)]بِعَبْدِهِ : servant ::: [İsim] [Eril] [i‑haline çekilmiş (mecrûr)] Kök: ع ب دبِعَبْدِهِ : His ::: [Bitişik Zamir] [Şahıs:O/eril]لَيْلًا : (by) night ::: [İsim] [Eril] [e‑haline çekilmiş (mansûb)] Kök: ل ي لمِنَ : from ::: [Edat] [i‑haline çeken öntakı (harf‑i cer)]الْمَسْجِدِ : Al ::: [Belirlilik Takısı]الْمَسْجِدِ : Masjid ::: [İsim] [Eril] [i‑haline çekilmiş (mecrûr)] Kök: س ج دالْحَرَامِ : Al ::: [Belirlilik Takısı]الْحَرَامِ : Haraam ::: [İsim] [Eril] [i‑haline çekilmiş (mecrûr)] Kök: ح ر مإِلَى : to ::: [Edat] [i‑haline çeken öntakı (harf‑i cer)]الْمَسْجِدِ : Al ::: [Belirlilik Takısı]الْمَسْجِدِ : Masjid ::: [İsim] [Eril] [i‑haline çekilmiş (mecrûr)] Kök: س ج دالْأَقْصَا : Al ::: [Belirlilik Takısı]الْأَقْصَا : Aqsa ::: [Sıfat] [Eril tekil] [u‑haline çekilmiş (merfû)] Kök: ق ص والَّذِى : which ::: [Bağlama zamiri (ism‑i mevsûl)] [Eril tekil]بَارَكْنَا : blessed ::: [Türemiş Fiil] [Geçmiş Zaman] [Şahıs:Biz] [Müfâale Kalıbı] [فَـعَلَ=>فَاعَلَ] Kök: ب ر كبَارَكْنَا : We ::: [Fiil Şahıs Çekim Eki] [Şahıs:Biz]حَوْلَهُ : surroundings ::: [İsim] [Eril] [e‑haline çekilmiş (mansûb)] Kök: ح و لحَوْلَهُ : its ::: [Bitişik Zamir] [Şahıs:O/eril]لِنُرِيَهُ : That ::: [Edat/Amaç]لِنُرِيَهُ : We may show ::: [Türemiş Fiil] [Şimdiki/Geniş/Gelecek Zaman] [Şahıs:Biz] [İf'âl Kalıbı] [فَـعَلَ=>أَفْعَلَ] [e‑haline çekilmiş fiil (muzârî mansûb)] Kök: ر أ يلِنُرِيَهُ : him ::: [Bitişik Zamir] [Şahıs:O/eril]مِنْ : of ::: [Edat] [i‑haline çeken öntakı (harf‑i cer)]اٰيَاتِنَا : Signs ::: [İsim] [Dişil çoğul] [i‑haline çekilmiş (mecrûr)] Kök: أ ي ياٰيَاتِنَا : Our ::: [Bitişik Zamir] [Şahıs:Biz]إِنَّهُ : Indeed ::: [Bağlaç] [e‑haline çeken (harf‑i nasb)]إِنَّهُ : He! ::: [Bitişik Zamir] [Şahıs:O/eril]هُوَ : He ::: [Şahıs Zamiri] [Şahıs:O/eril]السَّمِيعُ : (is) the ::: [Belirlilik Takısı]السَّمِيعُ : All‑Hearing ::: [İsim] [Eril tekil] [u‑haline çekilmiş (merfû)] Kök: س م عالْبَصِيرُ : the ::: [Belirlilik Takısı]الْبَصِيرُ : All‑Seer ::: [Sıfat] [Eril tekil] [u‑haline çekilmiş (merfû)] Kök: ب ص ر
Gramer Tahlili sekmesinden veya Kök listesinden bir kök seçiniz.
Gramer Tahlili sekmesinden veya Kök listesinden bir kök seçiniz.
Menü
Âyet Metni
Meâller
Ayete Git
Gramer Kökler
Öğrenme Modu